Yüzen Gecekondu // Floating Slum House

17/09/2005

Yüzen Gecekondu, İstanbul’un iki önemli karakteristiğini modelliyor: Hareket ve çarpık mimari. Çalışmanın, gerçekleştirildiği dönemde kırsaldan gelen göç ve kentleşme olgusuna dair; günümüz bağlamından bakıldığında ise kentsel dönüşüm politikalarının sonuçları ve buna yönelik kitlesel tepki ile olan görünür ilişkisi oldukça aşikar. Türk sanatında bu alana dokunan çok fazla çalışma üretildi ve üretilmeye de devam ediliyor. Bu projeyi özel kılan diğer önemli bir nokta ise doğrudan doğruya yaşamın içinde “çalışması”.

Yüzen Gecekondu’nun temsiliyet üzerinden değil, performans olarak gerçekleşmiş bir proje oluşu, onu mimari anlamdaki işlevselliğini tümüyle yitirmeden, yeniden üretilmiş bir hazır-nesne kılıyor. Bu nesne, sanat ve yaşam arasındaki bildik ayrımdan hareketle, hayata inmenin ya da onu yansıtmanın yerine, doğrudan doğruya organik bir biçimde hayatın içinde varolup kendi değer mekanizmasını yaratmayı tercih ediyor. Yüzen Gecekondu, eskizleri, üretim aşamaları, belgeleri ve sanatçıların içinde yaşadığı 10 günlük “hayat” ile bütün bir proje ve bu projenin tamamı kapalı bir sistem olarak sergileme mekanlarını değil, doğrudan doğruya kenti ve onun imkanlarını kullanıyor. Bu yönüyle ele alındığında, mimarlık, mühendislik, sosyal bilimler ve sanat arasındaki multidisiplinlerliğin, bir gösterge nakliyle sınırlı kalmadığı, bire bir uygulamalarının yapıldığı özel bir deney olduğunu söylemek mümkün. Çalışma, aynı işlevsel tutumu politik anlamda da kurmayı başararak, kent politikaları tarafından dayatılan coğrafi sınırları ihlal ediyor ve şehir içinde nerede konumlanacağına kendi karar veriyor.

Denizin üzerinde yüzen evin sürrealist hali, aslında İstanbul’da yaşanmakta olan vahşi politik uygulamaların gerçekdışığılığı ile bire bir eşlenmiş bir olgu. Aynı gerçekdışılık, hem Boğaz’ın kentleşme konusunda merkezi bir önem teşkil etmesi, hem de temelsiz ve zemini sürekli kayan bir coğrafyanın bir metafor olarak değil, su yüzeyinde yüzen bir ev olarak gerçeğe dönüşmesinde de mevcut.

Görseller için // For Images – Urbanization and Slum House // Kentleşme ve Gecekondu

The Floating Slum House models two important characteristics of Istanbul: movement and unplanned architecture. It is quite obvious that at the time it was realized the work was visibly related to the phenomenon of migration from the countryside and urbanization; and within today’s context it is related to the results of the urban trasformation policies and the mass reaction to it. In Turkish art, lots of works touching upon this subject have been and still continue to be produced. Another important point that makes this project special is that it “works” directly inside life.

The fact that the Floating Slum House is a project realized not through representation but as a performance makes it a ready object that has been reproduced without completely losing its architectural functionality. This object prefers to directly exist inside life in an organic way and create its own value mechanism instead of descending to life or reflecting it, with reference to the familiar differentiation between art and life. The Floating Slum House is a project comprising a whole with its sketches, production stages, documents and the “life” within which the artists lived for 10 days, and as a closed system, the whole project directly makes use of the city and its possibilities instead of the exhibition spaces. When viewed from this aspect, it is possible to state that the multidisciplinarity between architecture, engineering, social sciences and art is not limited to the transfer of indicators but is a special experiment to make their exact implementations. Also succeeding in creating the functional attitude politically, the work violates the geographical borders imposed by urban policies and decides itself where to be located inside the city.

The surrealist state of the house floating on the sea is indeed a phenomenon matched exactly with the unreality of the wild policy implementations taking place in Istanbul. The same unreality is present both in the central importance of the Bosphorus in urbanization and in the turning into reality of a geography without a basis and a subsiding ground not as a metaphor but as a house floating house on the water.

Comments (0) | Tags: , , , , , , | More: blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir